Proletaryadan Muasır Emekçi Sınıfa: MEST Marx’tan Ne Alıyor, Nerede Ayrılıyor?

Muasır Emekçi Sınıf Teorisi’nin (MEST) ortaya koyduğu yaklaşım, kaçınılmaz olarak önemli bir soruyu beraberinde getiriyor:

MEST’in Karl Marx’ın sınıf teorisiyle ilişkisi nedir?

MEST, Marksist sınıf anlayışını reddeden bir teori midir?

Proletarya kavramının artık geçersiz olduğunu mu savunmaktadır?

Yoksa Marx’ın ortaya koyduğu sınıf çözümlemesini günümüzün değişen üretim ve emek ilişkileri içerisinde yeniden mi değerlendirmektedir?

Bu sorulara açık cevaplar vermeden MEST’in teorik konumunu belirlemek mümkün değildir.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir:

MEST, Marx’ın sınıf çözümlemesini reddederek değil, onun açtığı temel sorulardan hareket ederek yola çıkar.

Kişilerin sınıfsal konumlarını yalnızca gelirlerine, mesleklerine veya toplumsal itibarlarına bakarak değil, üretim, emek ve mülkiyet ilişkileri içerisindeki yerlerine göre anlamak gerektiği düşüncesi MEST’in de temel hareket noktalarından biridir.

Ancak MEST, Marx’ın yaşadığı 19. yüzyılın sınıfsal görünümü ile 21. yüzyılın toplumsal yapısının aynı olmadığını da kabul eder.

Kapitalizm değişmiştir.

Üretim değişmiştir.

Emek değişmiştir.

Dolayısıyla emekçi sınıfın somut bileşimi de değişmiştir.

MEST’in Marx’la ilişkisi tam olarak bu noktada başlar.

Marx’ın büyük sorusu

Marx’ın kapitalizm çözümlemesinin merkezinde üretim ilişkileri bulunur.

Toplumdaki eşitsizlikleri yalnızca insanların ne kadar gelir elde ettikleri üzerinden açıklamak yeterli değildir. Asıl mesele insanların üretim araçlarıyla ve üretim süreciyle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduğudur.

Kapitalist üretim biçiminde üretim araçlarının önemli bölümü özel mülkiyet altında yoğunlaşır.

Bir tarafta sermayenin ve üretim araçlarının sahipleri bulunurken diğer tarafta yaşamını sürdürebilmek için emek gücünü satmak zorunda olan ücretli çalışanlar vardır.

Bu ilişkinin merkezindeki iki temel sınıf burjuvazi ve proletaryadır.

Burjuvazi üretim araçlarına sahip olması sayesinde ücretli emeği üretim sürecinde kullanır.

Proletarya ise üretim araçlarından büyük ölçüde yoksun olduğu için geçimini emek gücünü satarak sağlar.

Bu karşıtlık yalnızca gelir farklılığı değildir.

Bir üretim ilişkisidir.

Marx’ın sınıf teorisinin kalıcı gücü de büyük ölçüde burada bulunur.

Bir fabrika sahibini işçiden ayıran temel unsur yalnızca fabrika sahibinin daha zengin olması değildir.

Fabrika sahibi üretim araçlarını kontrol eder ve işçinin emek gücünü satın alır.

İşçi ise yaşayabilmek için emek gücünü satmak zorundadır.

Dolayısıyla iki kişinin üretim süreci içerisindeki konumu farklıdır.

MEST bu temel yaklaşımın önemli olduğunu kabul eder.

Hatta ilk iki makalemizde ortaya koyduğumuz “meslek sınıf değildir” ve “gelir tek başına sınıf değildir” ilkeleri de aynı temel soruya dayanır:

Kişi üretim ilişkileri içerisinde nerede durmaktadır?

Marx yalnızca iki sınıftan mı söz etti?

Burada önemli bir yanlış anlamayı gidermek gerekir.

Marx’ın bütün toplumları yalnızca burjuvazi ve proletaryadan oluşan iki homojen sınıfa indirgediğini söylemek doğru değildir.

Marx farklı eserlerinde toprak sahiplerinden, köylülükten, küçük burjuvaziden ve çeşitli ara toplumsal kesimlerden söz etmiştir.

Özellikle somut siyasal çözümlemelerinde toplumsal yapının iki sınıftan çok daha karmaşık olduğunu açık biçimde görürüz.

Dolayısıyla MEST’in çıkış noktası “Marx iki sınıf olduğunu söyledi, oysa daha fazla sınıf vardır” biçimindeki basit bir itiraz değildir.

Mesele daha farklıdır.

Marx’ın kapitalist üretim biçiminin temel karşıtlığını burjuvazi ile proletarya arasındaki ilişki üzerinden açıklaması, 19. yüzyıldaki sanayileşmenin meydana getirdiği büyük tarihsel dönüşümle yakından bağlantılıdır.

Fabrika sistemi büyüyor, ücretli emek yaygınlaşıyor ve sanayi proletaryası yeni bir toplumsal güç olarak ortaya çıkıyordu.

Fakat kapitalizmin sonraki gelişimi yalnızca sanayi proletaryasını büyütmedi.

Aynı zamanda emeğin biçimlerini de çeşitlendirdi.

MEST’in tartışması burada başlamaktadır.

Proletarya nedir?

MEST ile klasik sınıf teorisi arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için proletarya kavramını doğru yere koymak gerekir.

Proletaryayı yalnızca “fabrikada bedensel iş yapan kişi” olarak tanımlamak doğru değildir.

Kavramın esas meselesi kişinin üretim araçlarından yoksunluğu ve yaşayabilmek için emek gücünü satmak zorunda olmasıdır.

Bu nedenle ücret karşılığında zihinsel emek kullanan birçok kişi de geniş anlamıyla proletarya tartışmasının içerisine dahil edilebilir.

Ancak burada yeni bir sorun ortaya çıkar.

Modern toplumdaki bütün emekçi kesimleri yalnızca ücretli emek ilişkisi üzerinden açıklayabilir miyiz?

Kendi toprağını işleyen küçük çiftçi ücretli değildir.

Kendi dükkanında çalışan zanaatkar ücretli değildir.

Bağımsız çalışan bazı profesyoneller ücretli değildir.

Kendi aracıyla çalışan bir şoför ücretli olmayabilir.

Buna rağmen bu kişilerin önemli bir bölümü geçimini esas olarak kendi emeğinden sağlamaktadır.

Üretim araçlarına belirli ölçülerde sahip olmaları onları doğrudan sermaye sınıfından biri hâline getirmez.

Çünkü sahip oldukları mülkiyet esas olarak başkalarının emeğinden gelir elde etmelerinin değil, kendi emeklerini üretken hâle getirmelerinin aracıdır.

İşte MEST’in proletarya kavramının ötesine geçme ihtiyacı burada ortaya çıkar.

MEST Marx’tan ne alıyor?

MEST’in Marx’tan devraldığı ilk büyük ilke şudur:

Sınıf, öncelikle üretim ilişkileri içerisindeki konumla ilgilidir.

Bir insanın otomobilinin markası, yaşadığı semt, eğitim düzeyi veya kültürel tüketim alışkanlıkları onun sınıfsal konumunun birtakım sonuçlarını veya göstergelerini oluşturabilir.

Fakat bunların hiçbiri tek başına sınıfın temelini meydana getirmez.

MEST’in Marx’tan aldığı ikinci önemli unsur mülkiyet ilişkisinin merkezi önemidir.

Üretim araçlarının mülkiyeti toplumsal iktidarın temel kaynaklarından biri olmaya devam etmektedir.

Büyük sermaye sahibi, yalnızca çok parası bulunan kişi değildir.

Sahip olduğu sermaye sayesinde başkalarının emeğini üretim sürecine dahil ederek ekonomik artık üzerinde hak iddia edebilen kişidir.

MEST’in devraldığı üçüncü önemli nokta ise emek ile sermaye arasındaki yapısal karşıtlıktır.

Kapitalizm değişmiş olsa da sermayenin ücretli emeğe olan ihtiyacı ortadan kalkmamıştır.

Dolayısıyla MEST “artık sınıflar yok” ile “herkes orta sınıf oldu” veya “sermaye-emek çelişkisi sona erdi” biçimindeki yaklaşımları kabul etmez.

Tam tersine MEST’e göre sermaye ile emek arasındaki ilişki muasır toplumun temel sınıfsal ilişkilerinden biri olmaya devam etmektedir.

Fakat bu ilişkinin içerisinde yer alan emekçi nüfusun somut görünümü 19. yüzyıldakinden çok daha çeşitlidir.

Peki MEST nerede ayrılıyor?

MEST’in ayrıştığı temel nokta proletaryanın varlığı değildir.

Proletaryanın emekçi sınıfın bütünüyle özdeşleştirilmesidir.

MEST’e göre sanayi proletaryası ortadan kalkmamıştır.

Ücretli emek ortadan kalkmamıştır.

İşçi sınıfı da ortadan kalkmamıştır.

Fakat bunların varlığını kabul etmek, bütün emekçi kesimleri proletarya kavramının sınırları içerisinde açıklamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

MEST daha geniş bir kavram önerir:

Muasır emekçi sınıf.

Muasır emekçi sınıf, proletaryayı kapsar fakat proletaryadan ibaret değildir.

Ücretli sanayi işçisi bu sınıfın içerisindedir.

Öğretmen, hemşire, teknisyen, mühendis veya yazılımcı MEST’in emek, mülkiyet ve tahakküm ölçütlerini karşılıyorsa bu sınıfın içerisinde yer alabilir.

Kendi emeğine dayanan küçük çiftçi veya küçük üretici de aynı şekilde muasır emekçi sınıf içerisinde değerlendirilebilir.

Böylece MEST, ücretli emek ilişkisini sınıf analizinin önemli unsurlarından biri olarak korurken emekçiliği yalnızca ücretlilikle özdeşleştirmez.

Ücretli olmak neden tek başına yeterli değildir?

MEST’in klasik proletarya merkezli çözümlemelerden ayrıldığı ikinci önemli alan modern yönetim yapılarıdır.

Bir şirketin üst düzey yöneticisi şirketin sahibi olmayabilir.

Ücret alabilir.

Teknik olarak kendi emek gücünü sermayeye satıyor da olabilir.

Fakat aynı yönetici binlerce kişinin ücretleri, çalışma koşulları, işe alınmaları ve işten çıkarılmaları üzerinde belirleyici karar gücüne sahip olabilir.

Bu durumda yalnızca “ücretli mi?” sorusunu sormak sınıfsal ilişkinin önemli bir bölümünü görünmez hâle getirir.

MEST bu nedenle ikinci makalemizde ele aldığımız tahakküm ölçütünü sınıf çözümlemesine dahil eder.

Buradaki amaç her yöneticiyi sermaye sınıfından ilan etmek değildir.

Sınırlı idari yetki ile başkalarının emeğinin ekonomik koşulları üzerinde geniş, sürekli ve yapısal karar gücü arasında ayrım yapılmalıdır.

Ancak modern kapitalizmin profesyonel yönetim katmanlarını yalnızca hukuki mülkiyet üzerinden anlamaya çalışmak da yeterli değildir.

Sermayenin ekonomik iktidarı bazı durumlarda sermaye sahibinin bizzat kendisi tarafından değil, onun adına hareket eden profesyonel yönetim aygıtları tarafından kullanılabilir.

MEST’in tahakküm kavramına ihtiyaç duymasının nedenlerinden biri budur.

Küçük üreticinin sorunu

Bir diğer ayrışma noktası küçük üreticilerdir.

Klasik anlamıyla proletarya üretim araçlarına sahip değildir.

Fakat kendi emeğine dayanan küçük üretici belirli üretim araçlarına sahip olabilir.

Kendi toprağını işleyen çiftçi bunun en açık örneklerinden biridir.

Toprağı ve traktörü olabilir.

Fakat geçimini başkalarının emeğine el koyarak değil, büyük ölçüde kendi emeğiyle sağlar.

Benzer biçimde kendi atölyesinde çalışan zanaatkarın veya kendi aracıyla çalışan şoförün de üretim araçları vardır.

MEST burada mülkiyetin yalnızca varlığına değil, toplumsal işlevine bakar.

Mülkiyet kişinin kendi emeğini üretken hâle getiren araç mı?

Yoksa başkalarının emeğinden sistematik sermaye geliri elde etmenin aracı mı?

Bu ayrım MEST’in muasır emekçi sınıf kavramının sınırlarını belirlemesinde önemlidir.

Dolayısıyla MEST açısından üretim aracına sahip olmak ile sermayedar olmak aynı şey değildir.

Proletaryadan emekçi sınıfa mı?

Burada kullandığımız “proletaryadan muasır emekçi sınıfa” ifadesi de yanlış anlaşılmamalıdır.

Bu ifade proletaryanın tarih sahnesinden çekildiği anlamına gelmez.

MEST doğrusal bir tarih şeması önermemektedir:

Dün proletarya vardı, bugün artık yok ve onun yerine emekçi sınıf geldi demiyoruz.

Tam tersine proletarya bugün de vardır.

Fakat MEST’e göre proletarya, daha geniş muasır emekçi sınıfın belirli bir kesimini meydana getirir.

Bu nedenle ilişkiyi şöyle ifade etmek daha doğrudur:

Her proletarya mensubu emekçidir fakat her emekçi proletarya mensubu değildir.

Kendi emeğiyle üretim yapan küçük çiftçi emekçi olabilir fakat proletarya mensubu değildir.

Kendi üretim aracına sahip bağımsız çalışan emekçi olabilir fakat klasik anlamıyla proletarya değildir.

Böylece “emekçi sınıf” kavramı proletaryayı ortadan kaldıran değil, onu daha geniş bir sınıfsal bütünlük içerisinde konumlandıran bir üst kategori hâline gelir.

19. yüzyıldan 21. yüzyıla emek

Bu genişlemeye neden ihtiyaç duyuyoruz?

Çünkü kapitalizmin üretim yapısı değişmiştir.

19. yüzyılın sanayi kapitalizmi büyük ölçüde fabrikaların, madenlerin ve ağır sanayinin hızlı genişlemesiyle karakterize ediliyordu.

Bugün bunların hiçbiri ortadan kalkmış değildir.

Fakat bunların yanına devasa bir hizmet ekonomisi eklenmiştir.

Eğitim, sağlık, bilişim, lojistik, finans, iletişim, bilim, kültür ve çeşitli profesyonel hizmetler milyonlarca kişiyi istihdam etmektedir.

Zihinsel emek toplumsal üretimin giderek daha büyük bir bölümünü meydana getirmektedir.

Dijital teknolojiler çalışma mekanlarını ve çalışma biçimlerini değiştirmektedir.

Platform ekonomileri ücretlilik ile bağımsız çalışma arasındaki sınırları dahi bulanıklaştırabilmektedir.

Aynı kişi hukuken “bağımsız” görünürken ekonomik bakımdan tek bir platforma bağımlı olabilir.

Dolayısıyla çağdaş sınıf teorisinin yalnızca insanların hukuki statülerini değil, fiili ekonomik ilişkilerini incelemesi gerekir.

MEST’in “muasır” sıfatı tam da burada anlam kazanır.

Muasır olmak geçmişi reddetmek değildir.

Geçmişten devralınan kavramları bugünün gerçekliği karşısında yeniden sınamaktır.

Marx’ı terk etmek mi, Marx’ın sorusunu sürdürmek mi?

MEST’in Marx’la ilişkisini bir kopuş olarak tanımlamak kolay fakat eksik olur.

MEST, Marx’ın bütün kavramlarını değişmez kabul etmez.

Fakat onun sorduğu temel soruyu son derece önemli bulur:

İnsanlar üretim ilişkileri içerisinde nerede duruyor?

MEST bu soruya üç temel ölçüt ekleyerek veya bu ölçütleri yeniden düzenleyerek cevap vermeye çalışır:

Emek.

Mülkiyet.

Tahakküm.

Bu nedenle MEST’in amacı Marx’ı “çürütmek” değildir.

Bir teorinin değeri, kendisinden önceki düşünürlerin yanlış olduğunu ilan etmekle ölçülmez.

Asıl mesele toplumsal gerçekliği ne ölçüde açıklayabildiğidir.

Marx 19. yüzyıl kapitalizminin sınıfsal dinamiklerini çözümlemek için son derece güçlü kavramlar geliştirdi.

Fakat hiçbir toplumsal teori, tarihsel değişimin dışında düşünülemez.

Kapitalizm değişiyorsa kapitalizmi açıklamak için kullandığımız kavramları da sürekli sınamak gerekir.

MEST’in yaptığı budur.

MEST bir Marksizm yorumu mudur?

Bu noktada başka bir soru ortaya çıkabilir:

MEST’i Marksizmin yeni bir yorumu olarak mı görmek gerekir?

Bu soruya şimdilik kesin bir “evet” veya “hayır” cevabı vermek için erken olabilir.

MEST Marx’tan önemli kavramsal araçlar devralmaktadır.

Üretim ilişkilerinin merkezi önemi, mülkiyetin sınıfsal niteliği ve sermaye ile emek arasındaki yapısal karşıtlık bunların başında gelir.

Fakat MEST kendisini yalnızca Marx’ın kavramlarını açıklamakla sınırlamaz.

Tahakküm, profesyonel yönetim, küçük üreticilik, zihinsel emek, çağdaş hizmet sektörü ve yeni çalışma biçimleri gibi meseleleri kendi kavramsal sistemi içerisinde değerlendirmeye çalışır.

Dolayısıyla MEST’in nihai teorik konumu, teori geliştikçe daha açık hâle gelecektir.

Şimdilik söyleyebileceğimiz şudur:

MEST Marx’tan hareket eder fakat Marx’ta durmaz.

Muasır emekçi sınıf

İlk makalemizde “Muasır dünyada emekçi kimdir?” diye sorduk.

İkinci makalemizde emekçiliği emek, mülkiyet ve tahakküm ilişkileri üzerinden tanımlamaya çalıştık.

Şimdi üçüncü bir sonuca ulaşabiliriz.

Muasır emekçi sınıf tarihsel proletaryanın inkarı değildir.

Onun varlığını kabul eder.

Fakat emeğin tarihsel gelişiminin proletaryanın belirli bir tarihsel biçimine indirgenemeyeceğini savunur.

Fabrika işçisi emekçidir.

Öğretmen emekçi olabilir.

Mühendis emekçi olabilir.

Kendi toprağını işleyen küçük çiftçi emekçi olabilir.

Kendi üretim aracına sahip bağımsız çalışan emekçi olabilir.

Bunları aynı sınıfsal bütünlük içerisinde düşünmemizi sağlayan şey aynı işi yapmaları değildir.

Aynı gelire sahip olmaları değildir.

Aynı eğitim düzeyinde bulunmaları değildir.

Onları birbirine bağlayan temel ilişki, ekonomik varlıklarının ağırlık merkezinin kendi emeklerinde bulunması ve başkalarının emeği üzerindeki sermaye mülkiyeti veya belirleyici yapısal tahakkümün geçimlerinin temelini oluşturmamasıdır.

Bu nedenle MEST açısından:

Muasır emekçi sınıf, proletaryayı kapsar; fakat proletaryadan ibaret değildir.

Marx’ın sınıf teorisi bize üretim ilişkilerine bakmayı öğretti.

MEST ise aynı soruyu muasır dünyanın karşısında yeniden soruyor:

Üretim ilişkileri değişirken sınıf teorisi değişmeden kalabilir mi?

MEST’in cevabı açıktır:

Hayır.

Fakat değişmek, geçmişi reddetmek değildir.

Onu aşarak korumaktır.

Muasır Emekçi Sınıf Teorisi’nin Marx’la kurduğu ilişki de tam olarak burada aranmalıdır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir