Küçük Esnaf ve Çiftçi Emekçi midir? MEST’te Mülkiyetin Sınıfsal Sınırı

Bir fabrikada ücret karşılığında çalışan işçinin üretim araçlarıyla ilişkisini anlamak görece kolaydır.

Fabrika ona ait değildir. Üretimde kullandığı makineler üzerinde mülkiyet hakkı yoktur. Geçimini sağlayabilmek için emek gücünü satar.

Peki kendi dükkânında çalışan terzi?

Kendi otomobiliyle çalışan taksi şoförü?

Kendi atölyesinde üretim yapan marangoz?

Toprağı ve traktörü kendisine ait olan çiftçi?

Bu kişiler üretim araçlarına sahiptir.

Öyleyse sermayedar mıdır?

Muasır Emekçi Sınıf Teorisi’ne (MEST) göre bu soruya yalnızca “Üretim aracına sahip mi?” diye bakarak cevap veremeyiz.

Çünkü her mülkiyet sermaye değildir ve her üretim aracı sahibi sermayedar değildir.

Belirleyici olan yalnızca kişinin neye sahip olduğu değil, sahip olduğu mülkiyetin toplumsal üretim ilişkileri içerisinde ne yaptığıdır.

MEST’in mülkiyet sorununa yaklaşımının başlangıç noktası budur.

Mülkiyet ile sermaye aynı şey midir?

Gündelik dilde mülkiyet ile sermaye çoğu zaman birbirine karıştırılır.

Oysa kişinin bir mala veya üretim aracına sahip olması, o varlığın ekonomik olarak sermaye işlevi gördüğü anlamına gelmez.

Bir marangozun kullandığı testere de mülkiyettir.

Bir çiftçinin traktörü de.

Bir fotoğrafçının kamerası da.

Bir yazılımcının bilgisayarı da.

Bir taksi şoförünün otomobili de.

Fakat bunların varlığı sahiplerini kendiliğinden sermaye sınıfının mensubu hâline getirmez.

Sermaye yalnızca bir nesne değildir.

Belirli bir toplumsal ilişki içerisinde işlev kazanan ekonomik güçtür.

Bir makine kişinin kendi emeğini üretken hale getirmek için kullanılabileceği gibi, başkalarının ücretli emeğini kullanarak ekonomik artık elde etmenin aracı olarak da kullanılabilir.

Fiziksel nesne aynı olabilir.

Toplumsal işlevi ise tamamen farklıdır.

MEST açısından sınıfsal çözümlemenin yapılması gereken yer tam olarak burasıdır.

Emeğin aracı olan mülkiyet

Kendi toprağını işleyen küçük çiftçiyi düşünelim.

Toprağı kendisine aittir.

Traktörü vardır.

Çeşitli tarım makinelerine sahip olabilir.

Ürettiği ürünü piyasada satar ve bundan gelir elde eder.

Salt mülkiyet üzerinden bakarsak bu kişinin üretim araçlarına sahip olduğunu söylemek durumundayız.

Fakat geçiminin kaynağını araştırdığımızda başka bir tabloyla karşılaşabiliriz.

Çiftçi tarlayı kendisi sürmektedir.

Ekimi kendisi yapmaktadır.

Üretimin çeşitli aşamalarında kendisi ve ailesi çalışmaktadır.

Ürünün ortaya çıkması esas olarak kendi emeğine bağlıdır.

Bu durumda sahip olduğu toprak ve traktör, başkalarının emeğinden gelir elde etmesini sağlayan sermaye olmaktan çok kendi emeğinin üretim araçlarıdır.

Benzer durum kendi dükkânında çalışan terzi için de geçerlidir.

Dükkanı ve dikiş makinesi olabilir.

Fakat müşteri için elbiseyi kendisi dikiyorsa gelirinin temel kaynağı yalnızca makinenin mülkiyeti değildir.

Makine, kendi emeğinin üretken hâle gelmesini sağlayan araçtır.

Bu nedenle MEST önemli bir ayrım yapar:

Kişinin kendi emeğinin aracı olan mülkiyet ile başkalarının emeğinden sistematik gelir elde etmesini sağlayan sermaye mülkiyeti aynı sınıfsal ilişki değildir.

Küçük esnaf emekçi midir?

“Küçük esnaf” tek başına sınıfsal bir kategori değildir.

Çünkü küçük esnaf olarak adlandırdığımız insanlar arasında dahi farklı üretim ilişkileri bulunabilir.

Bir berber düşünelim.

Dükkan kendisine ait olabilir veya kiralık olabilir.

Koltuğu, makası ve diğer araçları kendisine aittir.

Sabah dükkanını açar, müşterilerinin saçını kendisi keser ve akşam dükkanını kapatır.

Bu kişinin gelirinin temel kaynağı kendi emeğidir.

MEST’in diğer ölçütlerini de karşılıyorsa onu sırf dükkanındaki üretim araçlarına sahip olduğu için sermaye sınıfına dahil etmek anlamlı değildir.

Dolayısıyla:

Kendi emeğine dayanan küçük esnaf emekçi olabilir.

Fakat bu cümledeki “kendi emeğine dayanan” ifadesi belirleyicidir.

Aynı berber zaman içerisinde ikinci bir şube açabilir.

Ardından üçüncü şubeyi.

Onlarca çalışan istihdam etmeye başlayabilir.

Kendisi artık müşterilerin saçını kesmeyebilir.

Gelirinin esas kaynağı çalışanlarının ürettiği hizmet üzerinden elde ettiği işletme kârına dönüşebilir.

Mesleği hâlâ “berberlik” olabilir.

Fakat üretim ilişkileri içerisindeki konumu değişmiştir.

MEST açısından sınıf değişimini belirleyen de budur.

Meslek aynı kalabilirken sınıfsal konum değişebilir.

Küçük çiftçi emekçi midir?

Benzer sorun çiftçilikte daha açık biçimde görülür.

“Köylü” veya “çiftçi” sözcüklerini tek başına bir sınıfın adı olarak kullanmak, çok farklı üretim ilişkilerini aynı kategorinin içerisine yerleştirebilir.

Beş dönüm toprağını ailesiyle işleyen çiftçi ile binlerce dönüm arazi üzerinde yüzlerce tarım işçisi çalıştıran büyük toprak sahibinin sınıfsal konumları aynı değildir.

Her ikisinin de toprağı vardır.

Her ikisi de tarımsal üretim yapar.

Fakat üretimin toplumsal örgütlenmesi farklıdır.

Birincisinin üretimi büyük ölçüde kendi emeğine dayanır.

İkincisinin ekonomik gücü ise sahip olduğu geniş üretim araçları üzerinde başkalarının emeğini örgütleyebilmesine dayanır.

Bu nedenle MEST açısından:

Kendi emeğine dayanan küçük çiftçi, üretim araçlarına sahip olmasına rağmen muasır emekçi sınıfın bir parçası olabilir.

Burada belirleyici olan toprağın tapusunun kimin üzerinde bulunduğu kadar o toprak üzerinde üretimin hangi emek ilişkileriyle gerçekleştirildiğidir.

Peki yanında bir kişi çalıştırıyorsa?

Asıl güçlük burada başlar.

Kendi dükkanında çalışan esnafın yanında bir çalışan bulunduğunu düşünelim.

Esnaf hâlâ bütün gün çalışmaktadır.

Üretime doğrudan katılmaktadır.

Gelirinin önemli bölümü kendi emeğine bağlıdır.

Fakat aynı zamanda başka bir kişinin emeğini kullanmaktadır.

Bu durumda onu emekçi mi, sermayedar mı saymalıyız?

MEST’in amacı gerçek hayatın bu tür karmaşıklığını zorla iki kutuya sıkıştırmak değildir.

Çünkü sınıfsal ilişkiler her zaman saf biçimlerde ortaya çıkmaz.

Bir kişinin ekonomik konumu aynı anda hem kendi emeğine hem de sınırlı ölçüde başkasının emeğine dayanabilir.

Bu nedenle MEST ara veya çelişkili sınıfsal konumların varlığını kabul eder.

Yanında bir kişi çalıştıran ve kendisi de üretimin merkezinde bulunan küçük esnaf ile yüzlerce çalışanı bulunan işletme sahibi arasında yalnızca işletme büyüklüğü bakımından değil, gelirin toplumsal kaynağı bakımından da önemli fark vardır.

Birincisinin ekonomik varlığı büyük ölçüde kendi emeğine bağlı olmaya devam edebilir.

İkincisinin ekonomik varlığı ise esas olarak sermaye mülkiyetine ve ücretli emeğin örgütlenmesine dayanabilir.

Dolayısıyla “Bir işçi çalıştırdığı anda sermayedardır” biçimindeki mekanik bir eşik, toplumsal ilişkinin niteliğini açıklamakta yetersiz kalabilir.

Ancak bunun tersi de doğru değildir.

“Kendisi de çalışıyor” diyerek başkalarının emeğinden elde edilen geliri önemsiz sayamayız.

MEST’in çözmesi gereken problem tam olarak budur.

Sayı mı, ilişki mi?

Burada kolay bir çözüm önermek mümkündür.

Örneğin şöyle diyebiliriz:

Bir kişi çalıştıran emekçi, beş kişi çalıştıran küçük sermayedar, on kişi çalıştıran sermayedardır.

Fakat neden beş?

Neden on?

Dört kişi çalıştıran ile beş kişi çalıştıran arasında bir gecede sınıfsal kopuş mu meydana gelmektedir?

Böyle bir yaklaşım teorik olarak zayıf kalır.

Çünkü sınıf, çalışan sayısından önce bir toplumsal ilişkidir.

Çalışan sayısı bu ilişkinin ölçeğini anlamamıza yardımcı olabilir fakat tek başına sınıfı belirleyemez.

MEST bu nedenle sabit sayısal eşikler yerine ekonomik varlığın ağırlık merkezine bakmayı önerir.

Kişinin geçimi esas olarak nereden geliyor?

Kendi emeğinden mi?

Sahip olduğu sermayeden mi?

Başkalarının emeğinden elde ettiği artık, ekonomik varlığının tali bir unsuru mu yoksa temel kaynağı mı?

Kişi üretim sürecinden çekilirse gelirini aynı ölçüde sürdürebiliyor mu?

İşletmenin varlığı onun kişisel emeğine mi, yoksa esas olarak istihdam ettiği insanların emeğine mi dayanıyor?

Bu sorular çalışan sayısından daha açıklayıcıdır.

Mevsimlik işçi çalıştıran çiftçi

Tarım bu sorunun en karmaşık örneklerinden biridir.

Kendi toprağını yıl boyunca kendisi işleyen küçük çiftçi, hasat döneminde kısa süreliğine mevsimlik işçiler çalıştırabilir.

Bu durumda çiftçinin üretimi artık tamamen kendi emeğine dayanmamaktadır.

Fakat birkaç haftalık ücretli emek kullanımı onu büyük tarım sermayedarıyla aynı sınıfa yerleştirmek için yeterli midir?

MEST açısından burada yine ilişkinin bütününe bakmak gerekir.

Çiftçinin yıllık üretiminin ağırlık merkezi kendi ve ailesinin emeğine dayanıyorsa, ücretli emek dönemsel ve yardımcı nitelikte kalıyorsa bu durum kişinin temel sınıfsal konumunu otomatik olarak değiştirmeyebilir.

Ancak üretim genişledikçe durum değişebilir.

Çiftçi artık toprağı kendisi işlemiyor, yıl boyunca çok sayıda ücretli işçi çalıştırıyor ve gelirinin temelini onların emeği üzerinden elde edilen artık oluşturuyorsa mülkiyetinin toplumsal işlevi dönüşmüş demektir.

Bir zamanlar kendi emeğinin aracı olan toprak ve makineler artık sermaye birikiminin araçlarına dönüşebilir.

Dolayısıyla aynı mülkiyet biçimi farklı ölçeklerde ve farklı emek ilişkileri içerisinde farklı sınıfsal işlevler kazanabilir.

Kendi emeği ne zaman tali hâle gelir?

MEST açısından önemli sorulardan biri de budur.

Bir işletme sahibi üretimde çalışmaya devam ettiği sürece emekçi midir?

Hayır.

Büyük bir şirketin sahibi de şirketinde günde on iki saat çalışabilir.

Toplantılara katılabilir.

Strateji geliştirebilir.

Yeni müşteriler bulabilir.

Yoğun biçimde emek harcayabilir.

Fakat ikinci makalemizde belirttiğimiz gibi:

Emek harcamak ile emekçi olmak aynı şey değildir.

Burada yeniden ekonomik varlığın ağırlık merkezine dönmemiz gerekir.

Kişinin yaşam düzeyi ve servet birikimi esas olarak kendi emeğinin karşılığından değil, sahip olduğu sermaye üzerinden başkalarının emeğinin kullanılmasından kaynaklanıyorsa kişinin bizzat çalışması onu emekçi sınıfa dahil etmek için yeterli değildir.

Bu nedenle MEST açısından mesele kişinin çalışıp çalışmaması değil, kendi emeğinin ekonomik varlığı içerisindeki sınıfsal ağırlığıdır.

Küçük işletmecinin emeği üretimin merkezinde olabilir.

Büyük sermayedarın emeği ise üretimin sürmesi için zorunlu olmayabilir.

Bu fark önemlidir.

Mülkiyet ne zaman sermayeye dönüşür?

Buraya kadar yaptığımız tartışmadan MEST açısından temel bir sonuç çıkarabiliriz.

Mülkiyetin sermaye niteliği yalnızca hukuki sahiplikten doğmaz.

Mülkiyet, toplumsal üretim içerisinde belirli bir işlev kazandığında sermaye haline gelir.

Bu işlevin temel göstergeleri arasında şunlar bulunabilir:

Kişinin başkalarının emeğini düzenli biçimde kullanması.

Bu emek üzerinden ekonomik artık elde etmesi.

Kendi geçiminin ve servet birikiminin giderek bu artığa dayanması.

Kendi emeğinin üretimdeki zorunlu rolünün azalması.

Sahip olduğu üretim araçlarının başkalarının emeğini örgütleyen ekonomik güce dönüşmesi.

Bu süreç bir anda gerçekleşmek zorunda değildir.

Küçük üreticiden küçük işletmeciye, oradan sermayedara uzanan dönüşüm kademeli olabilir.

Bu nedenle sınıfsal konumlar arasında gri bölgelerin bulunması teorinin kusuru değildir.

Toplumsal gerçekliğin kendisi bu gri bölgeleri üretmektedir.

Ara ve çelişkili sınıfsal konumlar

MEST’in geliştirilmesi gereken kavramlarından biri burada ortaya çıkmaktadır:

Ara veya çelişkili sınıfsal konum.

Bu kavram sınıflar arasındaki bütün sınırların belirsiz olduğu anlamına gelmez.

Büyük sermayedar ile ücretli işçi arasında temel ve açık bir sınıfsal fark vardır.

Ancak bu iki uç arasında hem kendi emeğine dayanan hem sınırlı ölçüde başkalarının emeğini kullanan toplumsal kesimler bulunabilir.

Küçük esnaf bunun örneklerinden biridir.

Küçük çiftçi bazı koşullarda bu konuma yaklaşabilir.

Kendi emeğiyle çalışan fakat yanında birkaç ücretli çalışan bulunan profesyonel de benzer bir sorun oluşturabilir.

Bu insanların sınıfsal konumlarını belirlerken yalnızca tek bir ölçüte bakmak yeterli değildir.

İkinci makalemizde ortaya koyduğumuz üç temel ölçüt burada birlikte çalışmalıdır:

Emek.

Mülkiyet.

Tahakküm.

Kişinin kendi emeğinin ekonomik ağırlığı nedir?

Mülkiyeti hangi toplumsal işlevi yerine getiriyor?

Başkalarının emeği üzerinde ne ölçüde yapısal güç kullanıyor?

Bu soruların cevapları birlikte değerlendirilmelidir.

Küçük mülkiyeti kutsamamak

Burada MEST açısından önemli bir uyarı yapmak gerekir.

Küçük üreticinin emekçi olabileceğini söylemek, küçük mülkiyeti kendiliğinden ilerici veya sömürüsüz ilan etmek anlamına gelmez.

Küçük işletmede de ücretli emek sömürüsü bulunabilir.

Küçük işveren de çalışanının emeğinden artık elde edebilir.

İşletmenin küçük olması bu ilişkiyi ortadan kaldırmaz.

Dolayısıyla MEST’in amacı “küçük olan iyidir, büyük olan kötüdür” biçiminde ahlaki bir ayrım kurmak değildir.

Sınıf çözümlemesi ahlaki bir sınıflandırma değildir.

MEST’in sorduğu soru şudur:

Kişinin toplumsal üretim içerisindeki ekonomik varlığı hangi ilişkiye ağırlıklı olarak dayanmaktadır?

Küçük işletmecinin konumu bu nedenle doğrudan emekçi kabul edilmemeli, somut ilişkileri içerisinde değerlendirilmelidir.

MEST’in mülkiyet ilkesi

Artık MEST’in mülkiyet yaklaşımını daha açık biçimde ifade edebiliriz:

Üretim aracına sahip olmak tek başına kişiyi sermaye sınıfına dahil etmez. Mülkiyet, kişinin kendi emeğinin üretken aracı olarak kaldığı ölçüde emekçi sınıf konumuyla bağdaşabilir; başkalarının emeğinden sistematik ekonomik artık elde etmenin ve sermaye biriktirmenin temel aracına dönüştüğü ölçüde sermaye ilişkisi belirleyici hale gelir.

Bu ilke bize küçük çiftçi ile büyük toprak sahibini ayırma imkanı verir.

Kendi dükkanında çalışan zanaatkar ile büyük işletme sahibini ayırmamızı sağlar.

Kendi aracıyla çalışan şoför ile yüzlerce araçlık filonun sahibini aynı sınıfa yerleştirmememizi sağlar.

Ve en önemlisi, mülkiyeti yalnızca hukuki bir belge olarak değil, toplumsal bir ilişki olarak incelememizi sağlar.

Mülkiyetin sınıfsal sınırı

İlk MEST makalemizde muasır dünyada emekçinin kim olduğunu sorduk.

İkinci makalemizde sınıfsal konumu emek, mülkiyet ve tahakküm ölçütleri üzerinden incelemeye başladık.

Üçüncü makalemizde MEST’in Marx’ın sınıf çözümlemesinden ne aldığını ve nerede ayrıldığını tartıştık.

Şimdi dördüncü bir sonuca ulaşabiliriz:

Emekçi olmak mülksüz olmakla aynı şey değildir.

Bir emekçinin evi olabilir.

Toprağı olabilir.

Dükkânı olabilir.

Traktörü olabilir.

Atölyesi olabilir.

Üretim araçlarına sahip olabilir.

Belirleyici olan mülkiyetin varlığı değil, mülkiyetin sınıfsal işlevidir.

Kendi emeğinin aracı olan mülkiyet ile başkalarının emeğinden gelir sağlayan sermaye mülkiyeti aynı şey değildir.

Fakat bu iki ilişki arasında kesin bir duvar da her zaman bulunmaz.

Küçük üretici büyüyebilir.

Kendi emeğinin yanına ücretli emek ekleyebilir.

Ücretli emeğin ekonomik ağırlığı zaman içerisinde artabilir.

Kendi emeği tali hâle gelebilir.

Ve bir noktada mülkiyetinin toplumsal işlevi değişebilir.

İşte bu nedenle MEST sınıfları yalnızca insanların sahip oldukları nesnelere bakarak değil, bu nesnelerin üretim ilişkileri içerisinde nasıl kullanıldığına bakarak çözümlemeyi önerir.

Küçük esnaf emekçi olabilir.

Küçük çiftçi emekçi olabilir.

Fakat küçük olmak tek başına emekçi olmak için yeterli değildir.

Asıl mesele kişinin ekonomik varlığının ağırlık merkezidir.

Kendi emeği mi?

Başkalarının emeği mi?

Mülkiyetin sınıfsal sınırı tam olarak bu ilişkinin içerisinde aranmalıdır.

Fakat mülkiyet sorunu bizi başka bir sınıra getiriyor.

Bir insan üretim araçlarına sahip olmadığı hâlde başkalarının emeği üzerinde son derece güçlü bir iktidar kullanabilir.

Şirket hissesi bulunmayan genel müdür bunun en açık örneklerinden biridir.

Öyleyse MEST’in sıradaki sorusu şudur:

Yönetici emekçi olabilir mi?

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir